16 Nisan 2016 Cumartesi

Ben Neden Mutsuzum?

Sadece problemlere odaklanmak odamın penceresinden gelen kuş cıvıltısına kulağımı vermemek, yüzümün asık olması bunların hepsi benim suçum.
Etrafımda çeşitli insanlar çeşitli şeyler yapar ve çeşitli tepkiler verir. 
Bundan etkilenme derecem, ne kadar etkilendiğim, tamamen benimle alakalı bir mevzu. 
Bu yüzden üzülüyorsak, mutsuzsak bundan öncelikle biz sorumluyuz. 
Evet kötü şeyler yaşıyor olabiliriz fakat bu olay karşısında hissettiğimiz şeyler tamamen bizimle alakalı. 
Bu yüzden kimseyi suçlamayın, kendinizi de suçlamayın. 
Çözüm ve çözümler bulun. 
Bununla uğraşırken de kaldırın başınızı ve güzelliklere bakın. 
Yoksa öldüğünüzde memnuniyetsiz bir hayat geçirmişseniz bunun tek suçlusu siz olacaksınız.

Uyuma!


Bugün metroya ya da tramvaya binerken kulaklığınızı çıkarın ve telefonunuzu yavaşça çantanıza veya cebinize koyun. 
Başınızı kaldırdığınızda elinde telefon olan ya da kulakları dolu olan insanlar göreceksiniz. 
Bugün ben bunu yaptım. 
Ben telefonun ekranına bakarken dünya nasıl da değişmiş. 
İnsanlar ne kadar da uzaklaşmış birbirinden. 
Bu yazıyı tramvayda yazıyorum. 
Az önce eleştirdiğim durumdayım yani. 
Biz gerçekten geliştik mi? 
Gelişiyor muyuz? 
Sosyal anlamda yeterli miyiz? 
Sosyal medyadan değil, gerçek anlamdaki sosyallikten bahsediyorum. 
Yakında başlayacak ya da ne bileyim belki de şimdi başladı. 
Sosyal anlamda ciddi sıkıntılı bir dünya bekliyor bizi. 
İnsanların birbiriyle konuşmadığı yazıştığı bir toplum. 
Neyse ki henüz yaşlılara yer verme erdemini tam kaybetmedik. 
Merhaba kendim. 
Uyan ve kendine gel. 
Bu eleştiri insanlara değil sadece, sana da. 
Başını kaldır yavaşça o ekrandan 
ve
uyan
gerçek dünyaya.

15 Nisan 2016 Cuma

Bambaşka


Gözyaşlarımı silerken dilime düşen bir şarkı var. 

Biliyorum bir insana bu derece bağlanmak doğru bir şey değil. Bir insan bir insanı bu kadar sevmemeli. Bu kadar üzülmemeli gidişine. Ağlaya ağlaya koşmamalı sokaklarda peşinden. Rabbim gönlüme verdiğin en büyük sevgi senin sevgin olsun. 
---------------
İstanbul!!! 
Uzaksın bana. Ama kendine iyi bak olur mu? Gönlümün yarısını sana gönderdim. Ona da iyi bak.  

Nice Guy İzledim mi? :)

İzledim. Aslında biraz da oldu bitireli. Bakalım yazacak kadar aklımda bir şeyler kalmış mı?
Ah şu afişi görünce bile içim acıyor. 
Ben ki dram sevmem, sıkılır izlemem, içim daralır.
Ama bu, bu dizi başka bi bağladı kendine beni. 
Öyle ki düzgün uyku bile uyumadım dizi bitene kadar. 
Masum saf esas kız yoktu. :) 
O ilk bölümlerde dişli, tuttuğunu koparan kızı çok sevdim ben.
İkinci kızımız hakkını verecek kadar kötüydü ama çok da nefret edemedim karakterden ben. O kötülüğün alt metnini çok iyi vermiş senarist bence.
Esas oğlanla ilgili ise ne yazsam ki :) "Bir insan böyle sevebilir mi?" diye sordum kendime, cevabı ise hala daha havada. Bir insan, bir insanı bu kadar sevmemeli diye düşünüyorum. Ne dediğimi izleyin anlarsınız. :) 
Son olarak senarist ablamıza gelelim. Ben bu kadının çocukken ciddi travmalar atlattığını düşünüyorum. Yani ne bileyim bu nasıl psikopatlık, nasıl bir hayal gücü, nasıl bir yetenek? Helal olsun daha ne diyeyim. Buradan bi bakın başka neler yazmış bu abla. 
Diziyle ilgili başka ne yazacaktım. 
Hım. 
Sonu beni çok tatmin etmedi açıkçası. 
Belki dizi çok iyi olduğu için beklentim yüksekti o yüzden beğenmedim bilmiyorum ama olmamış ablacım. 

Diziyi uyarlamışlar bir de bizim ülkeye adına da "Günahkar" koymuşlar ama ne yazık ki tutmamış. Bence esas erkek ve esas kız oyuncu seçiminde çuvallamışlar. 
Uzun zamandır bu kadar etkisinde kalarak izlediğim bir Kore Dizisi olmamıştı. En azından beni uykusuz bırakacak kadar beni saran olmamıştı. İyi olmuş bu dizi :) Sevdim. 
Öyle 
:) 

Hasta-Pasta Paradoksu


"Hastayım hasta, canım ister pasta." nereden geliyor bu cümle acaba? :) 
Sizde var mıdır bilmiyorum ama bizim oralarda hasta olununca bu çok söylenir. 
Şöyle tahmin yürütürsek, eskiden pasta çok bulunan bir şey değildi. 
Hasta olununca da bu fırsatı değerlendirip pasta yenilebiliyormuş. 
Tabi bunu tamamen kafadan attım :) 
Yok öyle bir şey. 
Konuya böyle giriş yaptığıma göre hasta olduğumu anlamışsınızdır. 
Hastayım, gribim, cıvanım.... 
Hapşırıklar kardeşim, peçeteler yoldaşım oldu. 
Sesim değişti erkeğe döndü.
 Gözler kısık, her zaman bi anlamlı bakış...
 "At bir ilaç iyileş." dediğinizi duyar gibiyim. 
Yapacağım açıklama eczacı arkadaşların pek hoşuna gitmeyecek biliyorum. 
Lütfen lütfen taş atmayın.:) 
Şöyle ki: İlaçların o kimyasal yapısı beni korkutuyor. 
Ben daha çok alternatif tıbbı tercih ediyorum. 
Hasta olunca eczaneye değil aktara gidiyorum. 
Evin altındaki baharatçıyla arkadaş olduk o derece :) 
Yazımı sizlere şöyle güzel bir çay tarifi vererek bitirmek istiyorum.
Malzemeler:
1 adet çubuk tarçın
1 adet kök zencefil
1 adet elma
1 adet limon
Yapılışı:
Çubuk tarçın ve zencefili demliğimize koyuyoruz. Ardından Elma ve limonu dörde bölmek suretiyle demliğimizin üzerine ekliyoruz. Demliğimizi suyla dolduruyoruz. Ver ateşi kaynasın bundan sonra :) Demliğin içindeki su bittikçe ben tekrar su koyup kaynatıp kaynatıp içiyorum. Bitkilerin gücünden sonuna kadar faydalanıyorum anlayacağınız. :) 
NOT: Zencefil toz halinde olmadığı için boğazı yakmıyor.

------------------------------------

Tabi o gün içinde iyileşmiyorum ama vücuduma zarar vermeden sağlıklı bir şekilde antikorlarımı savaşa hazır hale getiriyorum.
Aja aja...! Fighting!